taşınıyorum….

Salı, 11 Eylül 2007

wordpress blogumu blogger’a taşıyorum. yeni adresim:

uzakulkem.blogspot.com

beklerim ;)

Daha önceki yazımda da anlattım, kendi özgürlükleri için başkalarının düşüncelerini hiçe sayan bu insanlara dur demek için bir şeyler yapılmalı. Derken blogkazanındaki şu haber gözüme takıldı. Sonuçta haksız bir sebeple mağdur durumuna düşürülen 1 buçuk milyon kadar kullanıcı olarak hakkımızı bir şekilde aramak zorundayız. Gelin aşağıdaki metni telekominikasyon kurumuna yollayalım. İstedikten sonra bu tip basit sansürlerin hükmü olmayacağını herkese gösterebiliriz.

Sayın yetkili, Türkiye’den binlerce kullanıcısı olan WordPress.com sitesine erişim T.C. Fatih 2.Asliye Hukuk Mahkemesi 2007/195 Nolu Kararı gereğince engellenmiş bulunuyor. WordPress.com ücretsiz bir blog servisi ve isteyen herkes bu ücretsiz servisi kullanarak blog açabiliyor. Adı geçen blog servisinden ücretsiz olarak açılan blogların bir kısmı aleyhine davacı kişi (Adnan Oktar) mahkemeye başvurmuş ve mahkeme kararıyla tüm siteye erişim kapatılmıştır.

Fakat WordPress.com isimli ücretsiz blog açma servisinden 1.400.000′e yakın kişi faydalanıyor. Teknik olarak, sadece davalı alt alan adlarının erişime kapatılması mümkünken tüm servisin kapatılmasını anlayabilmek imkansız.Yani Türk Telekom sadece bahsi geçen davalı alt siteleri kapatsaydı şimdiki gibi insanlar mağdur olmazdı. WordPress.com servisinden alınan tüm bloglara erişim engellendiği için şu an için binlerce blog yazarı mağdur ve blogların okurlarının iletişim özgürlüğü ellerinden alınmış durumda. Yurt içinde ve dışındaki yerli yabancı birçok sitede karar tepkiyle karşılanıyor ve insanlar mağduriyetlerini dile getiriyorlar.Türkiye’nin dünyadaki imajının daha fazla zedelenmemesi ve Türk internet kullanıcılarının daha fazla mağdur edilmemesi için durumun bir an önce düzeltilmesinin gerektiğine inanıyorum.

Saygılarımla.

Bu metni Telekomünikasyon Kurumu e-posta adresi: btm_tuketici_sikayet@tk.gov.tr

adresine yollayalım arkadaşlar…

Merhaba, bu siteye bir yoldan girmeyi başarabilen türk okuyucum…

Son zamanlarda hızlı bir biçimde tektipli bir dikta rejimine doğru giden Türkiye’mizde artık böyle şeylere alışmamız gerektiğini düşünüyorum. Neyse bu kapatmanın nedenini araştırırken şu yazıya rastladım. Görünüşe göre adnan oktar ( nam-ı diğer harun yahya ) site kapatma işine alışmış görünüyor. Hatırlıyorsunuz daha önce de ekşi sözlük benzer bir sebeple kapatılmıştı. Özgür düşünceden nasibini alamayan bu insanlar, sanki tek mağdur kendileriymiş gibi milyonlarca insanın iletişim özgürlüğüne rahatlıkla darbe vurabiliyorlar. Hoşgörü gibi bir şeyden haberleri olmadığı için herhalde, internetin insanların düşüncelerini özgür bir şekilde ifade edebileceği bir ortam olduğundan haberleri yok. Adnan hoca kendi sitesinde düşüncelerini rahatlıkla ifade edebildiği gibi, başkaları da bunu özgürce yapabilir. Bunları engellemeye çalışmak boşa yapılan gereksiz bir şeydir. Çünkü bu düşünceler eninde sonunda başka insanlar tarafından yeniden yazıp çizilecektir. Ayrıca bir yandan yaptıklarını hukuki bir dayanağa oturtmaya çalışırken diğer yanda da insanların temel özgürlüğü olan bilgi ve haber alma haklarını çiğniyorlar. Yani aslında asıl suçu işleyen kendileri oluyor.

Neyse internette yaptığım kısa bir araştırma sonrasına adnan hocayla ilgili şu siteye rastladım. ( ttnet dnslerinden girenler için şu bağlantı ) Bakmanızı tavsiye ederim.

Ayrıca şu bağlantıya tıklayarak adnan hoca etiketli diğer yazılara da ulaşabilirsiniz.

Bir kekeme bilirim; dolaşır garip garip
Bu şehrin daracık sokaklarında
Kelimeler zincire vurulmuş gibidir
Dudaklarında

Ne ismini söyleyebilir doğru dürüst
Ne sevdiğine ilan-ı aşk edebilir.
Sormayın neden yalnız yaşadığını
Kusurunu bilir

O güzelim siirleri hep içinden okur
Bu dert de çekilmez doğrusu
Güzel söylenilmiş cümlelerle doludur
Bütün uykusu

Günahsiz harfler onun nazarında
Birer siyah heyula gibidir
Ay ışığında sevgiliye söylenen sözler
Rüya gibidir

“İçince az kekelermiş” diyorlar
Sarhoş gezdiği de hep bu yüzdenmiş
Ama neye yarar? İsmine bir kere
Kekeme denmiş

Ümit Yaşar Oğuzcan

Son bir haftadır ağrıyan bir dizle uğraşmak zorundaydım. Aslında ağrı demek doğru değil, sanki orada bir boşluk var gibi ve dizimin hareketini engelliyor.

Baktım dizimdeki bu boşluk hissiyle uğraşamıyacağım, bende uzun zamandır kullanmadığım bir teknik olan EFT (Emotional Freedom Technque-Duygusal Özgürleşme Tekniği diye çevirdim)’ye başvurmaya karar verdim.

EFT, vücuttaki bazı hassas noktalara vurarak, söylemlerimizin bilinçdışımıza (bu konu hakkında ayrı bir yazı hazırlayacağım) ulaşan kapılardan daha rahat geçmesini sağlıyor. Yani bir yandan o noktalara baskı uygularken bir yandan da bilindışımıza söylemek istediklerimizi tekrarlıyoruz. Biraz saçma geldiğinin farkındayım. Ama işe yaradığını kesinlikle söyleyebilirim.

Örnek vermek gerekirse. Belinizin ağrıdığını düşünün. Bu bel ağrısının bir önceki gün taşıdığınız ağır poşetler yüzünden olduğunu da bildiğinizi varsayalım. İşte böyle br durumda EFT kurtarıcınız oluyor. Bir yandan hassas noktalara vururken bir yandan da bilinçdışınızı rahatlatan bir konuşma yapmanız gerekiyor:

Dün taşıdığım ağır poşetler yüzünden belimin ağrıdığını biliyorum, bunu kabulleniyor, kendimi seviyor ve affediyorum.

İşte bu cümleyi birkaç tur boyunca tekrarlamanız bilinçdışınızıda rahatlama olarak kendini gösterecektir. Aslında bilinçdışınız bu şekilde cezalandırdı sizi. Bu arada, cümle size komik gelebilir. Ancak şunu unutmayın, bilinçdışınız çocuk gibidir. İlgiye ve şefkate muhtaçtır. Onunla ne kadar şefkatli konuşursanız o da sizi o kadar çok rahatlatır.

Benim ağrıyan dizime gelirsek ise. Geçe hafta -can kişi- Selim’le buluşmuştum. Selim kısa süre önce bir trafik kazası geçirdi, çok ağır acılar atlattı. Bu kazanın hatırası ise ağır aksak işleyen bir diz oldu. Geçen hafta buluştuğumuzda onu o ağır aksak işleyen dizle beşiktaş’a kadar yürütmem, zannedersem bilinçdışım tarafından hoş karşılanmadı. Sonuç olarak da beni bu şekilde cezalandırdı.

Neyse, sihirli cümleyi hazırlıyorum ve bilinçdışımın kapısını açacak olan vurşları yapıyorum

Selim’i o haliyle beşiktaş’a kadar yürüttüğüm için üzgünüm, ancak hatamı kabulleniyor, kendimi seviyor ve affediyorum.

Vee mutlu son! İlk tur sonunda dizimdeki ağrı ve boşluk hissi 4 puan azalarak 10′da 8den , 10′da 4′e düştü…

Blogum için güzel bir açlış yazısı düşünürken, blogun insanların anlatmak istediklerini anlatmak istediği şekilde anlatması olduğu gerçeği aklıma geldi. Gerçi pozitif bilimerle uğraşan birisi olarak anlatmak iseiklerimi anlatmamı istenilen şekilde anlatmaya alıştığım için biraz zor olacağını düşünüyorum bu işin. Ancak yaşamdan birşeyler yazsam belki bu iş biraz daha kolaylatırabilirdim. Zaten fotoğrafa bakılırsa böyle karışık bir masada birşey yazılamayacağı da kolayca görülebilmekte.

Dağınık Masa

 

İşte kendime getirdiğim bu özeleştiriden sonra fotoğraf makinemi kaptığım gibi dışarı çıktım. Kadraja giren ilk kurban Rıdvan oldu.

Rıdvan kendisiyle sorunları olan birisi. Aşırı baskıcı ve tutucu bir aile yüzünden içindeki özgür ruh baskılanmış, yani aktarım tektipliliği, ve bu baskılanma kendisini psikolojik sorunlar olarak dışarı vurmuş. Bu yüzden bir türlü oluşturamadağı iç huzuru onu boşluğa itmiş, derslerinden ve yaşadığı dünyadan koparmış. Yani mükemmel insan modeli bu şekilde geri tepiyor. Ancak sadece bunlara bakıp rıdvanı yargılamak doğru değil. Rıdvan, içindeki sağlam karkakterli ve iyi niyetli insan sayesinde tüm bu kusurlarını kapatmayı başarıyor.

Rıdvan

Rıdvandan kopup Can’ın odasına dalıyorum. Can evdeki kafama ve düşüncelerime en yakın bulduğum kişi. Eve ilk çıktığımızda biraz asi ve dikbaşlı bulsamda sonraları ısındım ona. Evdeki en güzel vakitleri birlikte geçirdiğimizi düşünüyorum. Gerçi alt komşu pek sevmese de sahip olduğu güzel ses çalınan bir gitarla birleştiğinde zevkli vakitler geçirmemize neden oluyordu.

 

Can

 

 

Ayrıca Can evdeki en yakışıklı (tabiiki benden sonra :) ) erkektir. Zaten fotoğrafta da görülmekte kendisi. :)

Derken karşıma Alper çıkıyor. Alper, eve Okan’dan(O, narsisizmin zirvesinde yaşayan birisidir. Homo saipens olarak adlandırdığı biz insanlardan üstün bir varlık olarak ayrı bir yazı içinde anlatılmayı haketmektedir.) sonra geldi. Onu daha yeteri kadar tanıma fırsatı bulamadığım için hakkında yazabileceğim pek fazla birşey yok. Ancak dersleri ile oldukça yakın ilişkiler kuran birisi olduğu hakkında kesin bir kanaat getirebilirim.

Alper

Oldukça sessiz ve sakin birisi olduğunu da söyleyebilirim. Ayrıca konuşmasında -benimki kadar ağır ve sistemli olmasa da- akıcılık sorunu var. Tabii ki sorun bana nazaran kolaylıkla halledilebilir.

 

 

 

 

Ben

Buradaki ise ben. Evdeki kısa yolculuktan sonra odama geldim. Kara kara düşündüğüm açıkça görülmekte. Gece olunca düşünürum, elimde değil. Kendimi huzursuz hissettiğimi itiraf etmeliyim. Sıkıcı geçen günler, yaklaşan LES sınavı, hala bir çözüme ulaştıramadığım akıcılık sorunu, güzel bi bi blog yazısı yazamama ve çok sevdiği bir arkadaşı tarafından engellenmenin verdiği hüzünle karışık bir halde geçrimekteyim gecemi.

 

 

 

Kimi sevsem sensin..

Pazartesi, 2 Nisan 2007

KIMI SEVSEM SENSIN
 
kimi sevsem sensin / hayret
sevgi hepsini nasıl değiştiriyor
gözleri maviyken yaprak yeşili
senin sesinle konuşuyor elbet
yarim bakışları o kadar tehlikeli
senin sigaranı senin gibi içiyor
kimi sevsem sensin / hayret
senden nedense vazgeçilemiyor
 
her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet
sarışın başladığım esmer bitiyor
anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
dudakları keskin kırmızı jilet
bir belaya çattık / nasıl bitirmeli
gitar kımıldadı mı zaman deliniyor
kimi sevsem sensin / hayret
kapıların kapalı girilemiyor
 
kimi sevsem sensin / senden ibaret
hepsini senin adınla çağırıyorum
arkamdan şımarık gülüşüyorlar
getirdikleri yağmur / sende unuttuğum
hani o sımsıcak iri çekirdekli
senin gibi vahşi öpüşüyorlar
kimi sevsem sensin / hayret
in misin cin misin anlamıyorum

Atila İlhan